[fusion_builder_container type=”flex” hundred_percent=”no” equal_height_columns=”no” hide_on_mobile=”small-visibility,medium-visibility,large-visibility” background_position=”center center” background_repeat=”no-repeat” fade=”no” background_parallax=”none” parallax_speed=”0.3″ video_aspect_ratio=”16:9″ video_loop=”yes” video_mute=”yes” border_style=”solid”][fusion_builder_row][fusion_builder_column type=”1_1″ type=”1_1″ background_position=”left top” border_style=”solid” border_position=”all” spacing=”yes” background_repeat=”no-repeat” margin_top=”0px” margin_bottom=”0px” animation_speed=”0.3″ animation_direction=”left” hide_on_mobile=”small-visibility,medium-visibility,large-visibility” center_content=”no” last=”no” hover_type=”none” border_sizes_top=”” border_sizes_bottom=”” border_sizes_left=”” border_sizes_right=”” min_height=”” link=””][fusion_text]
Engin Geçtan’ın dinamik psikiyatri alanında yazdığı bu kitap iki ana bölümden oluşmaktadır. Bunlar:
- Psikodinamik Psikiyatri ve
- Ruhsal Bozukluklardır.
Kitabın birinci kısmı Engin Geçtan daha çok dinamik psikiyatri alanına dair görüş ve düşüncelerini içermektedir. Dinamik Psikiyatri, öncelikle bir düşünce biçimidir. Bu düşünce tedaviye gelen kişinin yanı sıra tedavi eden kişiyi ve aralarındaki ilişkinin doğasını içerir. Dinamik Psikiyatristte bu doğrultuda hareket ederek dinamik mekanizmalara ulaşır ve insanı kendi özgü dünyası içinde anlamaya çalışır. Dinamik Psikiyatri, ilişkilerin bilinçdışındaki dünyasıyla ilgilenir. Bilinç dünyamız karışık olmasına karşılık biliçdışı dünyamız denetleyicidir. Yani bilinç dünyamızda özgürce yaptığımızı sandığımız seçımlerin önemli bir bölümü biliçdışı güçler tarafından etkilenir. Dinamik Psikiyatri, bebeklik ve çocukluk yaşantılarının yetişkin yaşamın belirleyicileri olarak kabul eder ve bu doğrultuda değerlendirmeler yapar.
Sigmund Freud’un Klasik Psikanalitik Gelişim Kuramı açıklanır. Bu kurama göre Freud, kişiliğin ilk beş yılda(oral,anal,fallik,latent,genital) biçimlendiğini ve bu yaştan sonraki gelişimin temel yapının işlenmesiyle sınırlandığını söylemektedir. Freud kişinin bilinçdışında işlenen ve kişinin çoğu zaman farkında olmadığı ego savunma mekanizmalarını açıklar. Nevrotik insan çocukluğunda doyum bulmamış sevgi ihtiyacını yetişkin yaşamında iki önemli örüntüye dönüştürür: düşmanca dürtüler ve cinsel tutkulardır. Sevgi cinsel duygulara eşlik edebilir; bir insan yalnızca sevgisinin farkında olduğu halde, bu duygulara eşlik eden cinsel duyguları da bulunabilir;cinsel istekler sevgiyi de birlikte getirebilir ya da bu duyguya dönüşebilir.
Kitabın ikinci kısmına geldiğimizde ruhsal bozuklukları deskriptif ve psikodinamik yönleriyle birlikte incelemeyi amaçlamaktadır. Içeriğinde en sık karşılaşılan ruhsal bozukluklar ele alınıp çeşitli yönleriyle açıklanmaktadır. Şizofreni, kişinin yaşanılmaz bir dünya içinde yaşayabilmek için yaratmak zorunda kaldığı özel bir strateji türüdür. Şizofrenik kişi iç ve dış dünyalarının birbirine karşıt düşen baskıları tarafından kuşatılmış bir biçimde hareketsiz kalmıştır. Şizofreninin birden çok alt tipi ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.
Ruhsal ya da bedensel nedene bağlı olmaksızın ortaya çıkan tam ya da kısmi manik ya da depresif sendromun eşlik ettiği duygu durumlarına ‘afektif bozukluklar’ denilir. Depresyon, geçmişin bozuk ilişkileri temelinde yaşanan bir kendine saygı sorunudur. Çocukluk döneminde içleştirilen bu ilişkiler afektif bozukluğun belirmeye başlamasıyla birlikte yeniden canlanır ve kişinin o günkü dünyasındaki ilişkilere dışlaştırılır.
Anksiyete Bozuklukları içerisinde panik nöbetleri,fobiler,obsesif kompulsif bozukluklar,yaygın anksiyete bozukluğu ve posttravmatik stres bozuklukları dinamik psikiyatri çerçevesinde belirtileri ve sonrasında yaşanan duygudurumlarıyla birlikte açıklanmaktadır.
Freud, tüm nevrozların yaşamın ilk yıllarındaki ana-baba ve çocuk arasındaki çatışmalardan kaynaklandığını söylemektedir. Ana-babasının sevgisine ve bakımına bağımlı olan çocuk, aynı zamanda onların düşüncelerine de uymak zorundadır. Bu durumun yarattığı çatışmalar çözümlenmediğinde kişinin gelişiminde aksaklık yaratır ve nevrozun oluşumuna yol açarlar.
Konversiyon bozukluğu ve hipokondri Somatoform Bozuklukları başlığı altında incelenmiştir. Konversiyon bir diğer adıyla dönüşme bilinçdışı duyguların bilinç düzeyine ulaşmasını engelleyebilmek ya da zorlanma yaratan çevresel durumlardan kaçabilmek amacıyla organik bir nedeni olmayan bedensel hastalık belirtileri biçiminde ortaya çıkar. Hipokondrik kişiler ise sürekli olarak kendi sağlık durumlarıyla ilgilenir ve türlü bedensel hastalık belirtilerinden yakınırlar.
Disosiyatif Bozukluklar, kendi aralarında birlik oluşturan bir ruhsal etkinlik grubunun, kişiliğin geri kalan bölümüyle bağlarını kopararak bağımsız bir şekilde etkinlik göstermesi durumudur. Farklı şekillerde görülebilir; disosiyatif amnezi, psikojenik füg ve çoğul kişiliktir. Ayrıca derealizasyon ve depersonalizasyon yaşantıları da görülebilmektedir.
Cinsel Davranış Sapmaları(Parafili)ndan bahsedilmekte göstermecilik,gözetlemecilik,fetişizm,pedofili,transvestizm,sadizm ve mazoşizm kavramları açıklanmaktadır. Yeme bozukluklarından anoreksia nervosa ve bulımia nervosa belirtileri, kişide bırakmış olduğu etkiler ve sonrasında ne gibi önlemler alınacağı adım adım anlatılmıştır.
Kitabın son bölümünde kişilik bozukluklarından bahsedilmektedir. Kişilik bozuklukları, kişilik özelliklerinin esneklikten yoksun bir nitelik kazanarak kişinin çevresiyle ilişkilerinde zorlanmasını ya da kendi içinde sıkıntılara neden olacak boyutlarda yaşaması olarak tanımlanır. DSM III’e göre kişilik bozuklukları üç kümede toplanmıştır:
A kümesi kişilik bozuklukları
- Şizoid kişilik bozukluğu
- Şizotip kişilik bozukluğu
B kümesi kişilik bozukluğu
- Antisosyal kişilik bozukluğu
- Borderline kişilik bozukluğu
- Narsisistik kişilik bozukluğu
- Histrionik kişilik bozukluğu
C kümesi kişilik bozukluğu
- Bağımlı kişilik bozukluğu
- Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu
- Pasif-saldırgan kişilik bozukluğu başlıkları altında özellikleriyle birlikte açıklanmaktadır.
Yaşam, canlı varlığın sürekli olarak çevresine uyum sağlama çabasıdır. Uyum dinamik bir süreçtir ve bireyin çevresinde yer alan değişikliklere karşı geliştirdiği tepkilerle sağlanır. Uyum düzeyi iki temel etmen tarafından sağlanır; bireyin kişilik özellikleri ve çevresinde karşılaştığı durumlar. Diğer canlı varlıklardan önemli farklılıklar gösteren insanın uyum düzeyinin değerlendirilmesi oldukça güçtür. Çünkü insanın başarı ve yenilgisi, yalnızca temel biyolojik varlığını sürdürebilmiş olmasıyla ölçülemez; dünya içindeki kendine özgü yeriyle de değerlendirilir.
[/fusion_text][/fusion_builder_column][/fusion_builder_row][/fusion_builder_container]
Leave A Comment